Ölü bebekler doğuran ve ölenlerin yasını bile tutmadan hemen yenilerine hamile kalan o herşeyi kapsayıcı , yutucu rahimdi zaman.
Yuvayı dişi kuş kurar lafı yanılsamadır.çünkü her dişi kuş her mevsim yeni bir yuva yapa yapa yaşayıp gider. kurduğu kadar terketmesini de bilerek. ömür boyu aynı yuvada kalan kuş yoktur.
Şimdi tek istediğim nefes alabilmek, ötesinde yok gözüm. kaçmak da mümkün buradan elbette ama benim istediğim kaçmak değil ki. ne varmayı arzuladığım bir öte diyar, ne de bir yerlerde bıraktığım kayıp bir cennetim var. sadece çıkmak istiyorum. çıkmak da değil, çıkabilmek. ben o ihtimali seviyorum. seçeneğim olmasını, kapının aralık kalmasını.
Bürokratik düzenlemeler, evli çiftlerin bebeklerini kurtarmak için gösterdikleri özeni evlilik dışı doğan bebekler için göstermiyordu anlaşılan. Babasız bir çocuk neticede bir piçti ve İstanbul da bir piç, sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.
Aşkın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur; Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde; Ya da dışındasındır, hasretinde…
Önce diyorsun ki : Dünyada bir ben varım! Sonra: Bende bir dünya var! ve en nihayetinde:”Ne dünya var,ne ben varım!
Yabancı, isminin bir ya da birçok bölümü gölgede kalan insandır.
Özgürlük çıkış kapılarının gümüşi aralığında.
Ölüm sahiciliğini yitiriyor kayıplar istatistiklere, çatışmalar haberlere dönüştüğünde.
Günler günleri kovalıyor. Günler günleri aynen tekrarlıyor. Yoruluyorlar. Yaşamaktan değil, yaşayamamaktan yoruluyorlar…
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben.
İçimin tünellerine girer girmez bir fener alıyorum elime.. Buralar çok karışık.. Kaç defa geldim.. Gene de hep kayboluyorum.
Ey kendisinde kaybulmuş kişi! Bilmezsin, bedenin sana mezar olmuş, nefsini tanımadıkça, nefsin seni gömer olmuş.
Kapalı sandığın içinde günışığına çıkmayı bekleyen, kıymeti bilinmemiş bir define değilim ben. Hakkımda soracağın her sorunun cevabı üç aşağı beş yukarı sende saklı zaten. Beni keşfetmeye çalışmanı da, keşfettiğini sanmanı da istemem. Tanımak zorunda değiliz birbirimizi, daha bir arpa boyu tanıyamamışken kendimizi.
O güne dek bilmezdi, birine bütün kalbinle muhabbet besleyip yine de onu incitmek istemenin mümkün olabileceğini.
Uzaklaşırsın. Yol seni nereye götürürse. Yazı seni nereye sürüklerse. Burnunda bir sızı. Ne de olsa her yolculuk geri dönememe ihtimalini taşır bağrında.
Kişi sevdiğini Allah’a emanet ederse, Onu birdaha görmeden ölmezmiş.. “Öyleyse Allah’a emanet ol.
Binlerce kelime, onlarca hikâye var boğazımda düğümlenmiş. Susuyorum konuşmam gereken yerlerde; dilimi
En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır.
Önce yüzlerini unuturuz sevdiklerimizin. En çok yüzümüzün unutulmasından endişe ettiğimiz halde.
Belki aşk sevgiliyi kazanmayı değil, onda kendini kaybetmeyi gerektirir.
Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep.. Dedikodudan, haksızlıktan ve ithamdan uzak durmaktır edep.. Eyvallah kelimesi üzerine kafa yormaktır.. Bilmediğin konuda susmak, bildiğin konuda ahkâm kesmemektir edep.. İnsan ayrımı yapmamaktır.. Aşırılığa gitmemektir…
İnsan nasıl ağzındaki yiyeceğin tadını kaybetmemek için yeni bir şey yemek istemezse, o da gözlerinin en son gördüğü görüntüyü kaybetmemek için yeni bir şeyi görmeyi istemiyordu aslında.
Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen. Ne incitir, ne acıtır. Ne yaralar ne kanatır. Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir böyle sevmek… Uzaktan sevmek en güzelidir bazen.
Aşk sonradan gelmez hiçbir zaman. Varsa vardır, o kadar.
Evrendeki her cisim, ne kadar albenisiz ya da ehemmiyetsiz görünürse görünsün, bir başka şeye yanıt olsun diye yaratılmıştı. Derdin olduğu yerde deva da vardı, üstelik şaşırtıcı yakınlıkta. Mesele görebilmekti.
Bedenlerimizi şekle sokmak için ne çok uğraş veriyoruz. Halbuki beyinlerimizi, düşünce ve algılarımızı geliştirmek için çabamız ne kadar az…
Bir insanı sevmek, onun zihninde bir türlü huzura erememiş tüm hikayeleri raflarından çıkartıp, tek tek temize çekmek demektir.
Kahve aşk gibidir, her ne kadar sabır ve özen gösterirsen tadı o kadar güzel olur.
Modern aşk istemem, üzüntüden başka ne ki ? İlkel aşk isterim, aşkın en ilk’el halini.
Elimde olsa cenneti ateşe verir, cehennemi de bir kova suyla söndürürüm ki geriye aşk bâki kalsın.
Yaşadıkça düzelmiyordu hayat, tıpkı yaşlanmakla büyümediği gibi kişinin…
Artık sana yazamam ama, seni yazarım söz.
Yalnızlık onca saçın arasında beyaz bir saç teli gibi. Çektikçe çoğalıyor, çoğaldıkça arsızlaşıyor.
Neden baktın neyi geride bıraktığına ? Söylesene, insan terk ettiği şeye neden dönüp bakar son defa.
Her insan huzur verir.. Kimileri gelince, kimileri gidince.
Görsen, hayalimdeki seni kıskanırsın.
Rüzgârı dilediğim gibi değiştiremem ama yelkenlerimi ayarlayabilirim daima varmak için istediğim limana.
Yaşadığın hayatı sevmek için bir nedenin yoksa, seviyormuş gibi yapma .
Ne Kadar Silersen Sil Ya Yırtılır Defterin .Yada İzi Kalır Cümlelerin.
Şimdi tek istediğim nefes alabilmek, ötesinde yok gözüm. Kaçmak da mümkün buradan elbette ama benim istediğim kaçmak değil ki. Ne varmayı arzuladığım bir öte diyar, ne de bir yerlerde bıraktığım kayıp bir cennetim var. Sadece çıkmak istiyorum. Çıkmak da değil, çıkabilmek. Ben o ihtimali seviyorum. Seçeneğim olmasını, kapının aralık kalmasını..
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol.Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı.Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.
Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep.. Dedikodudan, haksızlıktan ve ithamdan u…zak durmaktır edep.. Eyvallah kelimesi üzerine kafa yormaktır.. Bilmediğin konuda susmak, bildiğin konuda ahkâm kesmemektir edep.. İnsan ayrımı yapmamaktır.. Aşırılığa gitmemektir.
Baykuş; kanarya beslermiş amcalar, teyzeler. Kumruları sever, kartalları över, güvercinleri uçurur, kargaları kovar, papağanları konuştururlarmış. Oysa çocuk baykuşları severmiş. “Uğursuz kuş o. İsmini anma, damına çağırma.” dermiş teyzeler, amcalar. Uğursuz kuşmuş baykuş; gece gördüğü, geceyi gördüğü için.
Tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu kadar uçucu bir çizgisi vardır hayatın. Farkında olmadan basıyorsun çizgiye. Kızıyorlar anında Yandın! diye atılıyorsun oyun dışına.
Kitap hâlâ kutsal benim için… kelime hâlâ mühim ve harf hâlâ muamma.
Şarkı üç dakika yirmi saniye ama tekrar tekrar çalınırsa sonsuza kadar sürebilir.
Katillerimin yüzlerini seçemiyorum; isimlerindense geride harfler kalacak sadece.
Akla kara ayrılsınn diyedır bu ölümüne sevgi tekliflerimız, yoksa biz hangi yürek kaç para eder taaa baştan biliriz. Kantara vuruyorsak sevgilinin aşkını,yalanını kendi görsun diyedır.
Hayal gücümün geniş olduğunu söylerler. Saçmalıyorsun demenin şimdiye kadar icat edilmiş en ince yoludur bu.
Şimdi herkes sussun! Ve biraz da huzur konuşsun. Çünkü o, Bugüne kadar hiç söz ettirmedi kendisinden.
Her zaman kolay kolay itiraf edemesek de bunu kendi kendimize, hep öteleri düşleyen, öte yer ararken en yakınlarındakileri mutsuz eden bizler… ben
Bir yere ulaşmadan, ulaşmayı dahi amaçlamadan, sırf gidebilmenin güzelliği için yollara düşebilir misiniz?
Güzel günlüklerim vardı. Bir de, asla günlüklerim kadar güzel olmayan günlerim.
Uzaklaşırsın. Yol seni nereye götürürse. Yazı seni nereye sürüklerse. Burnunda bir sızı. Ne de olsa her yolculuk geri dönememe ihtimalini taşır bağrında.
Kişi sevdiğini Allah’a emanet ederse, Onu birdaha görmeden ölmezmiş.. “Öyleyse Allah’a emanet ol.
Elmas bir gözdür yürek. Ve çizilmeye görsün bir kere, artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme.
Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Sanki içimde başkalarından değil de, esas benden gizlenen bir sır taşımaktayım.
Boş zamanlarında ya da yalnız kaldıklarında kendilerini kanatan insanlar vardır. Elleri, dizleri, yürekleri görünmez yara bantlarıyla, sargılarla kaplıdır. O görünmez yaraları görebilmek için, onlardan biri olmak gerekir…
Bazen böyle birdenbire yaralanı veririz. Ama her yara iyileşir. Eninde sonunda kabuk bağlar, üstünü kapatır. Gözlerden saklanır. Çünkü hiçbir yara görülmek istemez.
Korktu. Gidip de varamamaktan değil, varıp da dönüş yollarını kaybetmekten değil, dönüp de geride bıraktıklarını yerlerinde görememekten değil, bir kendini bulmaktan, bulduğundan korkmaktan korktu.
Aşık olmayana aşk kuru bir kelimeden ibaret. Yarı palavra, yarı safsata. Aşak olmayan bunu anlayamaz, olansa anlatamaz. Öyleyse nasıl anlatılabilir aşk, kelimelerin hükmünü yitirdiği yerde? aşk’tan.
Kaç hayat yaşayınca yorulur insan? Kaç seneden sonra yaşlı Kaç hezimetten sonra bezgin Kaç sevdadan sonra kalpsiz Kaç kelimeden sonra lâl olur kişi?
Güzel günlüklerim vardı. Bir de, asla günlüklerim kadar güzel olmayan günlerim.
Bir Anın Dogması İçin, Bir Anın Ölmesi Gerekir. Yeni Bir “ben” İçin Eski bir ben’in Kuruyup Solması Gibi…
Üzgünüm Baba, Seni Aldattım.! Bir başka adama aşık oldum. Senin dokunmaya kıyamadığın gülüşümü onun uğrunda soldurdum.!
Kaç kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin olurdu insan? Kaç olunca çok ; Kaçta kalınca azdı rakamlar..?
Seni kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim dediğinde, “Bunu kendim yapacağım” demek istediğini anlamamışım…!!!
Her hakiki aşk, umulmadık dönüşümlere yol açar. aşk bir milad demektir. şayet aşktan önce ve aşktan sonra aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir!

Yorumlar