|
|
Tayfanın akıllısı, geminin dümeninden uzak durur.
Kendini bilen, sorumluluk sahibi, akıllı kişi altından
kalkamayacağı, beceremeyeceği işlerin idaresinden uzak
durmaya çalışır. O bilir ki, bunun aksine bir hareket
hem kendini, hem de başkalarını zarara uğratır.
Tebdil-i mekânda ferahlık vardır.
Bulunduğu yeri veya çevreyi kimi zaman değiştirmek,
daha değişik yerleri görüp gezmek insanın sıkıntısını
giderir; ona rahatlık, ferahlık verir
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Bir işin başarılmasında türlü sıkıntılara katlanıp
sabretme, azim ve gayret gösterme, uzun süre çalışıp
emek verme son derece önemlidir. Bütün bunları yerine
getiren kişi, eninde sonunda bu davranışının yararını
görür; bir mükâfata mutlaka kavuşur
Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen; çaba göstermekten,
sıkıntıdan kaçan kimse, kendisinden bir konuda yardım
istendiğinde, yardım edeceği yerde çözüm yolları
gösterir ve işten kaçmaya çalışır
Terazi var, tartı var; her şeyin bir vakti var.
Hemen her şeyin, her işin bir ölçüsü ve zamanı vardır.
Eğer bunlara dikkat edilmezse işler yolunda gitmez,
karışıklık baş gösterir, hayat alt-üst olur, düzen
gerektiği gibi kurulamaz.
Tereciye tere satılmaz.
Birine çok iyi bildiği bir şey öğretilemez, bir konuda
bilgi verilemez. Böyle bir şeye kalkışan ya da çalışan
kendisini gülünç duruma sokar
Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
İyilik ödülsüz, kötülük de cezasız kalır; yahut her
ikisi eşit tutulur da aralarında bir fark gözetilmezse
adaletsiz davranılmış olur. Bu durum da düzeni bozar,
yönetimin iflâsına neden olur
Tevekkelin (tevekküllünün) gemisi batmaz (eşeğini kurt
yemez).
Tedbirini aldıktan sonra fazla titizlikten uzak duran,
her şeyi artık Yüce Allah`a bırakıp boyun eğen
kimsenin malına, işine zarar gelmez
Tırnağın varsa başını kaşı.
Kendi bilgi, beceri ve imkânın varsa, bunlara da
güveniyorsan bir işe giriş; yoksa vaz geç. Bil ki,
kimseden kimseye hayır yoktur; başkalarından kolay
kolay yardım da gelmez, gelse de pek bir işe yaramaz
Tilki tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider.
1. İşlemediği hâlde suçlu görülen kimse, suçsuz
olduğunu kanıtlayıncaya kadar yeterince ceza çeker. 2.
Kurnaz ve düzenbaz kimse, sahasında ne kadar hünerli
olduğunu gösterinceye kadar, kendisinden daha hilekâr
birinin tuzağına düşer
Tok, acın hâlinden bilmez (Var ne bilsin yok
hâlinden).
Para, mal gibi şeyleri elde etmiş; açlığını gidermiş
ve bunlara doymuş olanlar, yoksulların çektikleri
sıkıntıyı, içine düştükleri geçim darlığını
anlamazlar. Toprağı işleyen, ekmeği dişler.
Emeksiz yemek olmaz. Çalışmayan, bir uğraş vermeyen,
alın teri dökmeyen kişi verim elde edemez
Tuz, ekmek hakkını bilmeyen kör olur.
Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse, bütün
bunlara karşılık üzerinde hakkı bulunan insana karşı
nankörlük edip hıyanet içinde olursa başına türlü
felâketler gelir
Türkün aklı sonradan gelir.
Yaratılışı gereği saf, samimî, dürüst ve merttir Türk
insanı. Art düşüncelerden uzak kaldığı gibi, içten
pazarlıklı da değildir. Bunun için olsa gerek,
giriştiği bir işte pek hesap-kitap yapmaz; çıkarını
hemen öyle aklına getirmez. Öte yandan bir olay
karşısında ne yapmak gerektiğini de hemen düşünemez.
Dolayısıyla kendisi için hazırlanan kimi tuzaklara
düşmekten kurtulamaz. Bir süre sonra aklı başına
gelir, işin iç yüzünü anlar, doğru yolu bulur ama iş
işten de geçmiş olur
Ucuz alan pahalı alır (pahalı alan aldanmaz).
Ucuz alınan mal genellikle kötü, dayanıksız ve çürük
maldır. Kolay yıpranır, eskir ve çabuk atılır. İster
istemez yerine yenisinin alınması zorunlu olur, tekrar
masrafa girilir. Dolayısıyla pahalıya alınmış gibi
olur
Ucuz etin yahnisi yenmez (tatsız olur).
Ucuza alınan, maledilen şeylerde nitelik bulunmaz; ya
çürük, ya kötü, ya da hilelidir. Bu sebeple, bu tür
mallardan istenildiği gibi fayda sağlanamaz
Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
Bir malın fiyatı niteliğine göredir. Bu sebeple ucuz
şeylerin ucuzluğuna tamah etmemeli, pahalı şeylerin de
pahalılığından korkmamalıdır. Çünkü ucuz olan çürük,
kötü ve dayanıksız olur çoklukla; pahalı olan da
kaliteli, değerli ve sağlamdır
Ulular köprü olsa basıp geçme.
Erdemli, büyük ve yaşlı kimselere karşı daima saygılı
ol, hürmette kusur etme, onları incitecek
davranışlardan kaçın. Çünkü onlar gerek yaşları, gerek
tecrübeleri, gerekse erdemleri bakımından buna
lâyıktırlar
Ulu sözü dinlemeyen, uluyakalır.
Büyüklerin, erdemli kişilerin uzun tecrübelere dayanan
sözlerine ve uyarılarına kulak asmayan kimse, türlü
çıkmazlarla karşılaşır ve sonunda sızlanıp durur
Umut, fakirin ekmeğidir.
Sıkıntı içinde bulunan, yokluk çeken yoksul kişi,
içinde bulunduğu durumdan bir gün kurtulacağını,
bolluğa ve rahata kavuşacağını umar ve bu umuşdan
doğan güven duygusuyla yaşamaya çalışır
Uşağı işe koş, sen de ardına düş.
Bk. “Çocuğa iş buyur,...” Utanma pazar, dostluğu
bozar.
Yakın tanıdıklar arasında yapılan alış verişte,
taraflar birbirlerinden utanıp sıkılırlar ve gerçek
niyetlerini ayıp olur düşüncesiyle söyleyip ortaya
koyamazlar. Ancak bu durum çok geçmeden
anlaşmazlıklara, tartışmalara sebep olur; dostluğu
zedeleyip bozar
Uyuyan yılanın kuyruğuna basma (basılmaz).
Şimdilik zararı dokunmayan kötü bir kimsenin yeni bir
kötülük yapmasına fırsat vermek doğru değildir
Üçlenmemiş eken, olmamış biçer.
Her işin belirli bir yapılma biçimi ve ortamı vardır.
Gerekli şartları yerine getirilmeden yapılan işlerden
verimli sonuç alınamaz
Ürümesini (ürmesini) bilmeyen köpek (it), sürüye kurt
getirir.
1. Beceriksiz kimseler iyilik yapayım derken çoklukla
hem kendilerini, hem de başkalarını zarara sokarlar.
2. Neyi, ne zaman, nasıl söyleyeceğini bilmeyen
kimseler hem kendilerinin, hem de başkalarının başına
dert açarlar.
Ürüyen köpek ısırmaz (kapmaz).
Bağırıp çağırarak başkalarını korkutmak isteyen
kimseden saldırı beklenmez. Kötülük yapacak kişi, bu
niyetini gizli tutar; belli etmez ve gürültüye
patırtıya yer vermez
Üşenenin (utananın, erinenin) oğlu kızı olmamış.
Çok üşenen, tembel tembel oturan, gevşek davranan,
içinde bir çalışma isteği duymayan kimse bir şey elde
edemez. Bir şey elde etmek isteyen, onu elde edecek
yola baş vurmalıdır. Sözgelimi oğul-kız isteyen önce
evlenmek zorundadır
Üzüm üzüme baka baka kararır.
Her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden, bir
çevrede yaşamaya çalışan kimseler birbirlerinden
etkilenirler; birbirlerinin özelliklerini, huylarını
ve alışkanlıklarını kaparlar. Bk. “Körle yatan...”
Vakit nakittir.
Bir işin yapılmasında sermaye ve emek ne kadar
değerliyse, zaman da o kadar değerlidir. Çünkü her iş,
bir zaman dilimi içinde gerçekleşir. Bir işte
kullanılmadan geçirilen zaman bir kayıptır ve bu
zamanı bir daha elde etmek mümkün değildir.
Dolayısıyla zamanın kaybı iş kaybına, iş kaybı da para
kaybına yol açar. Bu bakımdan zamanın en küçük
parçasını bile boşa geçirmemeli, iyi
değerlendirmelidir
Vakitsiz öten horozun başını keserler.
Her işin olduğu gibi, her sözün de uygun bir yeri ve
zamanı vardır. Uygun olan bir zamanda söylenmeyen,
yerli yersiz ortaya atılan, densizce sarf edilen
sözler birilerinin tepkisini çeker; rahatsızlığa neden
olur, büyük zarara yol açar
Vakitsiz öten horozdan, ancak onu keserek kurtulan
insanlar; yerinde ve zamanında konuşmayan insanı da
cezalandırıp susturmakta hiç tereddüt etmezler
Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
Bir kişinin bağışta bulunabilmesi, iyilik yapabilmesi
için varlıklı, zengin ve mal mülk sahibi olması
gereklidir. Bu varlığa kavuşmuş ailenin evinde ikram
ziyadesiyle yapılır, konuklar kusursuzca ağırlanır,
ihtiyaç sahiplerine gereken yardım eli uzatılır. Buna
karşılık yoksulun evinde dert, sıkıntı ve yokluktan
başka bir şeye rastlanmaz
Varını veren utanmamış.
Kendisinden bir şey isteyene elinde ne varsa onu
verebilir kişi. Verdiği şey az diye bundan
utanmamalıdır; tam aksine bu davranışı soyluca bir
davranıştır. Çünkü iyiliğin çoğu kadar azı da
değerlidir. O hâlde küçük ve önemsiz de olsa, kişi
verebileceği kadarını vermelidir
Varsa (var mı) pulun, herkes kulun; yoksa (yok mu)
pulun, dardır yolun (Paran varsa, cümle âlem kulun;
paran yoksa, tımarhane yolun).
Varlık, zenginlik, mal-mülk herkesi kendine çeker.
Bunları kim elinde tutuyorsa, insanlar onun etrafında
pervane olur, herkes ona yaklaşır, hizmet eder, saygı
gösterir, emrine koşar. Yoksul kişide ise ne para pul,
ne de mal-mülk vardır. Bu sebeple onların yüzüne kimse
bakmaz; ömürlerini sıkıntı, darlık ve yokluk içinde
geçirirler. Hatta kimi zaman çektikleri bu sıkıntılar
yüzünden bunalıp deli bile olabilirler
Var varlatır, yok söyletir.
Para parayı çeker; varlıklı kişiler, paralarını
kullanarak daha çok kazanır, varlıklarına varlık
katarlar. Bu varlıkları, onlara ayrıca yüksekten atma
ve övünme gücü de verir. Yoksul kişinin elinden ise
sadece sızlanmak, yakınmak ve dert yanmak gelir
Veren eli herkes öper.
Cimri olmayan, ona buna yardım elini uzatan, eli açık
olan, iyilik yapan kimseyi pek çok kişi sever; ona
saygı duyar
Verirsen doyur, vurursan duyur.
Bir yardımda bulunacak, bir iyilik yapacaksanız bu
mutlaka bir işe yaramalı; doyurucu ve karşı tarafın
ihtiyacını giderici nitelikte olmalıdır. Çünkü
gelişigüzel, baştan savma, yarı buçuk yapılan
yardımlar pek işe yaramaz. Bir kavgaya tutuşmadan önce
hasmını bu kavgadan haberdar etmek de mertlik
gereğidir. Ansızın, habersiz saldırmak er kişiye
yakışmaz
Verirsen veresiye, batarsın karasuya.
Parasını daha sonra olmak şartıyla kimseye mal verme.
Yoksa zararlı çıkarsın, hatta batabilirsin de. Çünkü
veresiye alıp da borçlarını ödemeyenler çok görülmüş,
müşterilerin de bu tutumu yüzünden kimi esnaflar ya
batmış, ya da batma tehlikesi atlatmışlardır
Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud.
Her şey Yüce Allah`ın takdiri iledir. Kimine
zenginlik, kimine darlık, kimine de ilim verir. Eğer
Yüce Allah, bir kimseye geniş bir imkân, belirli bir
yetenek ve zenginlik nasip etmemişse, kulun yapacağı
hiçbir şey yoktur. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın
boşunadır, eline nasibinden fazlası geçmez
Yabancı koyun kenara yatar.
Bir yere, çevreye ya da bir topluma yeni gelen kimse,
insanlarla hemen ilişki kurup kaynaşamaz; onların
arasına giremez, uzakta durur. Çünkü yabancılık çeker.
Oradaki insanlar da huyunu suyunu bilmedikleri bir
adamı hemen aralarına almazlar zaten.
Yağına kıymayan, çöreğini yavan (yoz, kuru) yer.
Bir işten iyi sonuç alınmak isteniyorsa, o iş için
lâzım olan şeyler eksiksiz kullanılmalı, gerekli
fedakârlık gösterilmelidir. Yoksa kişi istediği verimi
alamayacak, olumsuz ve kusurlu sonuca evet demek
zorunda kalacaktır
Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi hâlini bilse hoş değil
mi?
Her mevsim özelliğini açıkça ortaya kor. Yaz
sıcağından, kış yağmur ve soğuğundan bellidir. Bunun
gibi kişilerin de kendilerine has özellikleri ve
nitelikleri vardır ki, toplumda bu yanları ile
tanınırlar. O hâlde kişi bu özelliğini saklayıp
başkalarını yanıltmamalıdır. Ne demişler: “Ya olduğun
gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Kişiye ancak bu
yakışır
Yakın (hayırlı) dost (komşu), hayırsız akrabadan
(hısımdan) yeğdir (iyidir).
Sıkıntıya düşen kişi, öncelikle akrabalarından ilgi
bekler, yardım ve iyilik umar. Ancak bu beklentileri
boşa çıkmış, akrabaları yüzüne bakmamışlardır. Öte
yandan dost ve komşuları onu yalnız bırakmamış, ilgi
ve yardımlarını esirgememişlerdir. İşte bunun için
hayırlı dost, hayırsız akrabadan daha iyidir
Yalancı kim? İşittiğini söyleyen.
Yalan, aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı
olarak söylenen sözdür. Eğer kişi, öyle her duyduğunu
doğru kabul edip aslını araştırmadan başkasına
aktarırsa birilerini yanıltır; kendisi de yalancı
konumuna düşer
Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
Yalan söylemeyi huy edinmiş kimselere kolay kolay
kimse inanmaz. Kişilerin yalancı hakkındaki bu
kanıları öyle pekişir ki, yalancının sözleri gerçeği
yansıtsa bile onun bu sözlerine kimse inanmaz
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Hayatını yalancılık üzerine oturtmuş olan insanlar,
kendi yalanlarına destek olacak tedbirleri alırlar;
bunun için de gerekli titizliği gösterip masrafa
girerler
Yalnız taş duvar olmaz.
İnsanlar bir arada yaşamak zorundadırlar. Bu
zorunluluk bir dayanışmayı, yardımlaşmayı gerekli
kılar. Nasıl ki tek taşla duvar yapılamazsa, insanlar
da tek başlarına tüm işlerinin üstesinden gelemezler.
Dolayısıyla diğer insanlarla ilişki kurmak, işbölümü
yapmak, iş birliğine geçmek durumundadır
Yapı taşı, yapıdan kalmaz.
Değerli, elinden iş gelen kimse boşta kalmaz. Mutlaka
kendisine bir iş bulunur
|