|
|
Mart kapıdan baktırır, kazma-kürek yaktırır.
Mart ayı şiddetli soğukların olduğu bir aydır. Zaman
zaman güneş görünse ve havalar ısınıyor gibi olsa da
soğuklar şiddetini azaltmaz. Çoklukla bugünlerde
yakacak tükenir, insanlar zor durumda kalırlar, evde
bulunan kazma-kürek saplarını bile yakmak zorunda
kalırlar.
Mart`ta yağmaz, Nisan`da dinmezse sabanlar altın olur.
Mart ayı oldukça soğuk bir aydır. Bu ayda yağmurun
yağması ürün için iyi değildir. Nisan ise havaların
ısınmaya başladığı bir aydır. Bu ayda yağacak yağmur,
hem de çok yağacak yağmur ürün için oldukça
faydalıdır, verimi artırır ve çiftçiyi son derece
memnun eder.
Maşa varken elini ateşe sokma.
1. Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak
bir yol vardır, o yolu tut. Kendini zarardan koruduğun
gibi rahat da edersin. 2. Yaptırabileceğin biri varken
tehlikeli bir işe kendin girme.
Mayasız yoğurt çalınmaz (tutmaz).
Bir işin başarıyla yürütülebilmesi, bir işten verim
alınabilmesi için uygun bir ortama, gerekli
araç-gerece, az da olsa bir sermayeye ihtiyaç vardır
Merhametten maraz doğar.
Bir kimsenin karşılaştığı kötü durum karşısında üzüntü
duyar ve o kişiye yardımda bulunur, iyilik ederiz. Ne
var ki, kimileri kendisine gösterilen bu yakın ilgiyi
kötüye kullanır ve başımızı derde sokar
Mescide gerek olan meyhaneye haramdır.
Her özellikli şeyin gerekli olduğu bir yer vardır.
Onun dışında başka bir yerde kullanılamaz.
Kullanılırsa son derece zararlı olur. İçki Müslüman`a
haramdır, dolayısıyla içemez ve bulunduramaz. Domuz
eti Hıristiyanların sofrasına konabilir ama
Müslümanların sofrasına sokulamaz. Aksi takdirde
Müslümanlığın özüne zarar verilmiş olur.
Meyveli ağacı taşlarlar.
Öyle sıradan kimselerle pek uğraşan olmaz. Ama
toplumda bir konum edinmiş, bilgili, becerikli ve
başarılı kimse kolayca hedef olur; hücumlara maruz
kalır. Çünkü onun toplumdaki konumu kimilerinin
kıskançlık duygularının kabarmasına yol açar
Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
Kolay kolay saklanamayacak kadar büyük bir yolsuzluk
yapan kimse, sorumluluktan kurtulma yollarını iyiden
iyiye düşünür ve ortaya çıkmasını önleyecek tedbirleri
önceden alır
Misafir kısmeti ile gelir.
Geleneklerimiz ve dinimiz olan İslâm, yoldan gelene,
yolcuya, konuğa gerekli ilgiyi göstermeyi ve ikramda
bulunmayı emreder. Bu bakımdan evimizi konuğa açmalı,
onu başımıza gelmiş bir külfet gibi görmemeliyiz. Eğer
dinimizin buyurduğu gibi davranırsak misafiri
ağırlamakta güçlük çekmeyiz, evimize bereket dolar.
Çünkü ikram edene, sakınmadan verene, Yüce Allah
misliyle verir. Dolayısıyla misafir kısmetini de
getirmiş olur
Mum dibine ışık vermez.
Konumu ve yapısı gereği etrafına ışık saçan mum, kendi
dibini aydınlatamaz. Güçlü kişiler de uzaktakileri
kollayıp kayırdıkları ve çokça yardım yaptıkları gibi
kendi yakınlarına o kadar fayda sağlayamazlar. Çünkü
onlar her şeyden önce çıkarlarını düşünen insanlar
olmaktan uzaktırlar
Mühür kimde ise Süleyman odur.
Hz. Süleyman`ın peygamber ve hükümdar olduğunu
belirten bir mührü vardı. Bu yetki gücünün işareti
olarak görülmüş, burdan hareketle söze şu anlam
verilmiştir: Bir işte yetki kimde ise kuvvet ondadır,
onun buyrukları geçer
Mürüvvete endaze olmaz.
Yiğit, mert, iyiliksever, cömert olmanın ne ölçüsü, ne
de sınırı vardır. Kişi bu hasletlerini olabildiğince
geniş ve sınırsız tutabilir; tuttuğu oranda da kendini
değerli, eşsiz bir insan yapar.
Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
Kişi, çalışma miktarına ve biçimine göre karşılık
görür. Çok ve iyi çalışan iyi, az ve kötü çalışan da
kötü sonuçla karşılaşır. Elde edilen verimin iyi veya
kötü olmasında niyetin rolü de büyüktür
Ne ekersen onu biçersin.
Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. Birine
kötülük yapan ondan kötülük, iyilik yapan da iyilik
görür
Ne karanlıkta yat, ne kara düş gör.
İleride zarara uğrayıp üzülmek istemiyorsan, karşına
çıkabilecek tehlikelere karşı şimdiden tedbir al. Bk.
“Korkulu rüya görmekten...”
Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
Kişi ummadığı bir duruma ulaşabilir, varlıklı ve
başarılı olabilir. Bu duruma ulaşan kimse çok
şımarmamalı, sağında solunda bulunan kimseleri küçük
görmemeli, bu durumun sürüp gideceğini düşünmemelidir.
Yarın elinde olanı, bulunduğu konumu kaybedeceğini ve
kötü duruma düşeceğini de hesaba katmalıdır
Nerde birlik, orda dirlik.
Hangi yerde, toplumda duygu, düşünce ve inanç birliği
varsa dirlik ve düzenlik de oradadır. Orada insanlar
mutlu, huzurlu, başarılı ve uyumlu bir hayat sürerler
Nerde hareket, orda bereket.
Hareket olan yerde bolluk olur. Çünkü orada devamlı
iş, çalışma ve üretim vardır. Üretimin olduğu yerde de
yokluktan değil, bolluktan söz edilir ancak
Ne verirsen elinle, o gider seninle.
Yaşadığı sürece yoksula, yetime, yolda kalmışa yardım
eden, onları doyurup giydiren ve gözeten kimse,
bunların karşılığını öbür dünyada alacaktır. Hatta
Yüce Allah, ona kat kat fazlasıyla verecektir.
Nikâhta keramet vardır.
Nikâh evlenenleri sevgi bağıyla bağlar. Daha önce
tanışmadan evlenenler, evlendikten sonra anlaşır ve
birbirlerini severler. Bekâr durmaktansa evlenmek
yeğdir
Niyet hayır, akıbet hayır (selâmet).
Bir şeyin yapılması önceden iyi niyetle istenip
düşünülmüşse, o şeyin sonu hayırlı olur. Kötü niyetle
yapılan işten hayır gelmez
Oduncunun gözü omçada, dilencinin gözü çömçede.
Kişiler iş, meslek ve durumlarına göre kendilerine
gerekli olan şeylerin peşine düşerler; onları elde
etmeye çalışırlar.
Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
İnsanın kaderinde ne varsa o olur, bunu değiştirmek
mümkün değildir. Dünyada olup biten her şey Yüce
Allah`ın kaza ve kaderine göre olur. Dolayısıyla ölüm
de insanın iradesinin dışındadır. Eceli gelen, günü
dolan ölür; bu mutlaka olacaktır, bunun önüne
geçilemez
Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar.
Zengin, varlıklı kişi dilediği gibi yaşar; istediği
gibi yer, içer; giyinir, kuşanır; rahatına rahat
katar. Ama yoksul kişi değil rahatına bakmak, geçimini
temin edemediği için içten içe üzülür; acı çeker
Olsa ile bulsayı ekmişler, hiç bitmiş (yel ile yuf
bitmiş).
İnsan başarılı sonuca boş söz ve hayalle değil,
çalışarak ulaşır ancak. Bu sebeple “bu iş böyle, şu iş
şöyle olsa, şu şartlar yerine gelse” gibi sözler sarf
etmekle insanın eline bir şey geçmez. İnsan bir şey
kazanmak istiyorsa hareket etmeli, çalışıp
çabalamalıdır
Ortak (kuma) gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
Bir erkeğin hanımları birbirleriyle iyi-kötü
anlaşabilirler, ama kardeşlerin hanımları
birbirleriyle geçinemezler
Otu çek, köküne bak.
Bir kişinin kimliğini, nasıl birisi olup olmadığını
öğrenmek için soyunu sopunu bilmek ve tanımak gerekir
Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır.
Ağızdan çıkan söz, çok çabuk duyulur; başkalarının
diline düşer ve bir anda her tarafa yayılır.
Oturduğu ahır sekisi, çağırdığı İstanbul türküsü.
Kimi kişiler bulundukları yer ve şarta uymayan, ters
düşen davranışlarda bulunur; kendilerini alay konusu
ederler
Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar demiş.
Kimi beceriksiz, başarısız, kendisinden bekleneni
veremeyen kişiler bazı bahanelerin arkasına saklanarak
açıklarını kapatmaya çalışırlar
Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir.
İleride geri alınmak şartıyla verilen para, eşya ya da
herhangi bir mal her iki tarafı da mutlu eder. Veren
yardımcı olduğu, alan da ihtiyacını gördüğü için
sevinir. Ancak geri verme zamanı gelince bu sevinç
kaybolur. Çünkü çoklukla geri ödeme ya çok geç
yapılır, ya da ödünç olarak verilen şeyin yıprandığı
görülür. Bu durum ödünç verenle, ödünç alanın arasını
açar; dostlukları bozup zedeler
Öfkeyle kalkan, zararla (ziyanla) oturur.
Öfkesine kapılarak iş gören sonunda güç duruma düşer.
Çünkü öfkeli, kızgın, sinirli insan iyi düşünemez,
olup biteni iyi göremez, sonucu iyi hesaplayamaz. Bu
yüzden de yanlış iş yapar
Öküze boynuzu yük değil.
İnsan, kendi yakınlarının işleri ile kendi işlerini
yük saymaz. Her ne kadar külfetmiş gibi görünüyorlarsa
da, aslında yaptığı işler kişinin kendi yararınadır.
Bk. “Koça boynuzu yük değil.”
Ölenle ölünmez.
Her canlının hayatı sona erer. Bu kaçınılmaz bir
sondur ve doğal karşılanmalıdır. Çünkü ölüme çare
bulunmaz. Bu bakımdan yakınını kaybeden bir kimse,
kendini tüketircesine üzülmemeli, sakin olup dövünmeyi
bırakmalıdır. Ne yaparsa yapsın, ne kadar üzülürse
üzülsün öleni geri getiremeyecektir
Ölmüş eşek, kurttan korkmaz.
Bazı sebeplerden ötürü çok sıkıntı ve acı çeken,
felâket üstüne felâket görüp zarara uğrayan,
kaybedecek bir şeyi kalmayan kimse, artık hiçbir
şeyden korkmaz; ne tehlikeye aldırır, ne de tehdide
Ölüm ile öç alınmaz.
Düşmanlarının ölümünden sevinç duymak veya böyle bir
duyguya kapılmak insana yakışmaz.
Önce düşün, sonra söyle.
Ağızdan çıkan sözü değiştirmek ya da geri almak çok
zordur. Sarf edilen bir söz insanı güç durumda
bırakabilir, zarara sokup pişman edebilir. Bu sebeple
bir sözü sarf etmeden önce dikkatlice düşünmeli, ne
getirip götüreceği iyice tartılıp hesaplanmalıdır
Öpülecek el ısırılmaz.
Saygı, sevgi, bağlılık gösterilecek ve teşekkür
edilecek kimse incitilmemeli; sert ve kaba davranışa
muhatap kılınmamalıdır.
|