|
|
Kalıp kıyafetle adam, adam olmaz.
Ne kadar güçlü, gösterişli, sağlıklı bir vücuda sahip
olursa olsun; bu vücudu ne kadar iyi, güzel ve çekici
giyim, kuşamla donatırsa donatsın, bütün bunlar kişiyi
değerli kılmaz. Kişiyi değerli kılan güzel ahlâkı,
becerisi, üretkenliği, bilgisi ve çalışkanlığıdır.
Kalp kalbe karşıdır.
Sevgi karşılıklıdır. Birinin hissettiğini diğeri de
hisseder, birinin düşündüğünü diğeri de düşünür. Zevk,
alışkanlık, arzu ve isteklerde de birlik mevcuttur.
Kanaat gibi devlet olmaz.
Elindekinden hoşnut olan, onu yeter bulan, fazlasını
istemeyen, ihtiras beslemeyen kişi kolay doyuma ulaşır
ve mutlu olur. Bundan ötürü de kolay kolay yokluk
çekmez, sıkıntıya düşmez
Kanatsız kuş uçmaz (olmaz).
Gerekli şartları sağlanmayan, araç ve gereci temin
edilmeyen, kimi dayanaklardan yoksun bırakılan iş ya
da insandan başarı beklenemez.
Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar.
Bir kötülük, kötülük yapılarak düzeltilemez; hatta
böyle bir karşılıkta bulunmak işi daha da vahim hâle
sokar, içinden çıkılmaz yapar. Kötülük ancak iyilik
yapılarak ortadan kaldırılabilir.
Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş.
Kardeşler ne kadar geçimsiz, anlaşmaz, kavgalı, dargın
olurlarsa olsunlar yine de kötü bir durumda
birbirlerine yardım ederler. Çünkü onları birbirine
bağlayan bir kan bağı vardır ortada
Kaynayan kazan kapak tutmaz.
İçin için gelişen olaylar veya duygular bir yerde
patlak verir, önüne geçilemez, kolay kolay
yatıştırılamaz.
Kaza geliyorum demez.
Can veya mal kaybına sebep olan kötü olayın ne zaman
olacağını kestirmek mümkün değildir. Bu bakımdan
önceden kimi tedbir alınmalı, ansızın ortaya çıkacak
kazaya karşı hazırlık yapılmalıdır
Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.
Sen başkasına kötülük yaparsan, o da sana kötülük
yapacaktır. Her şeyin bir karşılığı vardır. Unutma ki,
her ne edersen onun karşılığını alırsın
Keçi can derdinde, kasap yağ derdinde.
Kötü bir duruma düşmüş, büyük zarara uğramış kimi
kimseler acı içinde kıvranırken, kimileri de küçük
yararlarını düşünürler ve hiç umursamadan bu durumdan
istifade etmeye çalışırlar
Kedinin boynuna ciğer asılmaz.
Kendisine güvenilmeyecek birine bir şey bırakmak,
emanet etmek doğru değildir. Yoksa o şey ya zarar
görür, ya da yok olur
Kele, köseden yardım gelmez.
Yardıma muhtaç olan kişi, ihtiyaç duyduğu şey
konusunda kendi dururken başkasına yardım edemez.
Kendi derdine çare bulamamış, kendi işini halledememiş
ki, başkasına nasıl yardım etsin?
Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur.
Önce değersiz bulunan, beğenilmeyen bir kimse, küçük
bir şey veya bir fırsat elimizden çıkıp yok olunca
birden kıymet kazanır; çok önemli ve iyi gibi görülür.
Kırkından sonra azanı teneşir paklar.
Yaşlandıktan sonra yaşına uymayan davranışlarda
bulunan, ahlâksız bir yola sapan, kötü işlere bulaşan
insanları doğru yola getirmek çok zordur. Bu gibi
kimselerin sonu da iyi değildir
Kısmetinde ne varsa kaşığına o çıkar.
Kişi ne kadar çalışırsa çalışsın, çabalarsa çabalasın
alın yazısındaki şeye ulaşır. Yüce Allah, ona ne nasip
etmişse ancak ona kavuşur; bu az da olur, çok da.
Kızı gönlüne (keyfine) bırakırsan ya davulcuya varır,
ya zurnacıya.
Evlenme çağındaki kızı büyükleri uyarmazlarsa uygun
olmayan birisiyle evlenir. Çünkü yaşı gereği hem
tecrübesiz, hem de eğlenceye düşkün olur ve ileriyi
göremez. Bu bakımdan anne baba tarafından
denetlenmeli, uyarılmalıdır.
Kızını dövmeyen, dizini döver.
Kızını, çocuğunu daha küçük yaşta eğitme yoluna
gitmeyen, terbiye kurallarını öğretmeyen, gerekirse
dövmeyen ileride çok pişman olur; ancak iş işten
geçmiştir
Kimsenin âhı kimsede kalmaz.
Güçlü bir kimsenin dine, yasaya veya vicdana aykırı
olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kıyım,
acımasızlık, haksızlık ve cefa asla karşılıksız
kalmaz. Zalimler, er veya geç zulme uğrayanların âhını,
bedduasını alırlar ve perişan olurlar.
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Başka bir kimsenin malı, kişiye olduğundan daha
değerli görünür. Çünkü insan nefsi doymak bilmez,
başkasının elindekine imrenir. Hele insanlar
birbirlerini çekemiyorlarsa birinin elindeki mal,
diğerini sürekli rahatsız eder.
Köpeğe gem vurma kendisini at sanır.
Hiçbir değeri olmadığı hâlde kendisine değer verilen,
lâyık olmadığı hâlde bir makama getirilen kişi,
kendisini gerçekten kıymetli sanıp buna da inanmaya
başlar.
Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler.
Kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseye
dil döker, onu över, ne kadar kötü de olsa onu göklere
çıkarır. Ancak işini gördürdükten sonra bu tavrı
birdenbire değişir. Karşısındaki kimse, sanki o övdüğü
kimse değildir. Kuşkusuz bu tavır iki yüzlü kimselerin
tavrıdır ki namuslu insanlar bundan uzaktırlar.
Kötü komşu insanı (adamı) hacet sahibi eder.
İnsanlar en çok birbirlerine yakın olan insanlarla
yardımlaşırlar. İnsanın yardımlaşacağı insanlardan
biri de komşusudur. Eğer komşu kötü huylu biri ise,
kendisinden emanet olarak istenen bir şeyi vermez.
Emanet isteyen de geri çevrildiği için ihtiyaç duyduğu
şeyi satın almak zorunda kalır. Böylelikle o kötü
komşu, insanı bir alet-eşya sahibi yapmış olur
Kurt dumanlı havayı sever.
Kötü niyetli kimseler ortalıktaki karışıklıklardan
yararlanma yoluna giderler. Çünkü o anda dikkatler
dağılmıştır, kimin ne yaptığı belli değildir.
Dolayısıyla kendilerine engel olacak kimselerin
bulunmadığı bu ortamı sever ve bu ortamın oluşmasını
istekle beklerler.
Kurunun yanında yaş da yanar.
Bir düzeni kurmak, huzuru sağlamak için girişilen bir
eylem sırasında suç işlemiş kötülerin yanı sıra,
suçsuzların da cezalandırıldığı ve zarara uğratıldığı
görülür.
Kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün börkü.
Başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan bir meslek
dalında çalışıp çabalayan kişi, kendi ihtiyaçlarını ha
bugün, ha yarın diyerek ihmal eder ve savsaklar
Lâfla peynir gemisi yürümez.
Yalnız konuşarak, yaparım ederim diyerek bir yere
varılmaz ve hiçbir iş gerçekleştirilemez. Atıp
tutmaktan ziyade harekete geçip uygulamak ve çalışmak
lâzımdır.
Lâf torbaya girmez.
Ağızdan söz bir kez çıktı mı artık onu gizlemek mümkün
değildir. Çünkü onu herkesin duyması kaçınılmazdır. Bu
sebeple söz ağızdan çıkmadan önce iyice düşünmeli,
nereye varıp varmayacağı hesaplanmalı ondan sonra sarf
edilmelidir.
Lâtife lâtif gerek.
Şaka yaparken bile kaba, kırıcı olmamak, incelikten
ayrılmamak gerektir.
Leyleğin ömrü laklakla geçer.
Aylak, işsiz-güçsüz, bir iş yapmak istemeyen kişi
zamanını boş ve anlamsız konuşmalarla geçirir. Çene
çalmaktan başka bir işe yaramayan bu kimselerle bir
arada bulunarak zaman harcamaktan kaçınmak bir
zorunluluktur
Lodosun gözü yaşlı olur.
Güneyden veya güney batıdan esen rüzgâr, ardından
çoğunlukla yağış getirir.
Lokma çiğnenmeden yutulmaz.
Her iş bir emekle yapılır. Emek, çaba ve diğer
yardımcı güçleri sarf etmeden bir şey elde edilemez.
Alın teri dökülmeden kazanılan şeyden hayır gelmez.
Nasıl ki çiğnemeden yuttuğumuz şey midemize zarar
veriyorsa, emek vermeden elde ettiğimiz şey de bize
zarar verir; çünkü helâl değil, haramdır. O hâlde bir
şey elde etmek istiyorsak çalışmak, alın teri dökmek
ve emek vermek zorundayız
Mahkeme kadıya mülk değil.
Hiçbir kimse, hizmet için bulunduğu kamuya ait bir
makam ya da mevkide ömrünün sonuna kadar kalamaz.
Ayrıca o yeri kendi malı ve mülküymüş gibi de
kullanamaz. Gün gelir, onu o yere getirenler onu
oradan alır, yerine bir başkasını getirebilirler. Bu
sebeple geçici de olsa devlete ait olan yerleri işgal
edenler, o yerlerde yetkilerini yanlış yolda
kullanmamalıdırlar.
Mal bulunur, can bulunmaz.
Mal ve mülk kazanmakla elde edilir. Bugün kaybeden,
yarın gayretli çalışması sonucu yine bulabilir. Ama
can öyle mi ya? Canını kaybeden onu bir daha elde
edemez. Bu bakımdan insan canının kıymetini bilmeli,
onu tehlikeye atmamalı. Unutmamalıdır ki, ancak
sağlığı yerinde olan insan mal kazanabilir
Mal canın yongasıdır.
İnsan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı
duyar. Çünkü onu kazanırken çok uğraşmış, canını
dişine takmış, didinip durmuş ve mal sanki onun bir
organı gibi olmuştur.
|