|
|
Hayır dile komşuna, hayır gele başına.
Kim başkaları için iyi niyet besler, iyilik diler,
hayır isterse, başkaları da onun için aynı şeyleri
düşünür. Kural o ki, iyilik ve kötülük karşılıklıdır.
İyilik isteyen iyilik bulur, kötülük isteyen de
kötülük.
Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar söyleşe söyleşe (
konuşa konuşa) anlaşır.
İnsanlar konuşarak birbirlerini daha iyi anlarlar.
Çünkü konuşma, anlaşma yollarının başında gelir.
İnsanlar duygu ve düşüncelerini konuşarak karşı tarafa
aktarırlar, tartışırlar ve birbirlerini tanımaya
çalışırlar
Hayvan yularından, insan ikrarından tutulur.
Yular, bir hayvanın idare edilmesinde oldukça
önemlidir. Bir yere döndürülmesi, çekilip götürülmesi,
bir yere bağlanıp tutulması yular vasıtasıyla olur.
Bir insanı ise sözü (ikrarı) bağlar. Verdiği sözden
dönen kimse, itibarını da yitirmiş sayılır. İhbarını
düşünen kimse sözünden caymaz. Eğer cayarsa, bu
kendisine hatırlatılır; sözünün istikametine yönelmesi
istenir
Hekimden sorma, çekenden sor.
Bir hastanın ne çektiğini, hekim değil hasta bilir.
Çünkü ateş düştüğü yeri yakar. Bunun gibi bir derde
düşenin, bir felâkete uğrayanın, sıkıntılar içinde
kıvrananın çektiği çileyi, ancak kendisi bilir, çare
sunan, çözüm yolu gösterenler değil
Hekimsiz, hâkimsiz yerde oturma.
Sağlığımızı yitirdiğimiz, hastalandığımız zaman
kapısını çalacağımız tek kişi hekimdir. Haksızlığa
uğradığımız, can ve mal emniyetini kaybettiğimiz yerde
başvuracağımız kişi de hâkimdir. Bu önemli iki kişinin
bulanmadığı yerde oturmak son derece sakıncalıdır.
Her ağacın meyvesi olmaz.
Etrafımızda yaşayan insanların dış görünüşlerine
bakarak onlardan bir verim beklenmemelidir. Dıştan
bize verimli gibi görünen nice insanın yararsız
olduğu, onlardan bir fayda gelmediği çok görülmüştür
Her çok azdan olur.
Çoğun temelinde az yatar. Önce az olanlar, birike
birike çoğu meydana getirmiştir. Bu bakımdan azlar
önemsiz görülüp atılmamalı, aksine sabırla bir arada
tutulup biriktirilmelidir.
Her damardan kan alınmaz.
İnsanların yapıları birbirine uymaz. Kimi iyi, kimi
kötü huyludur. Kimi yardımsever, kimi bencildir. Bu
sebeple herkesten yardım istenmez, istense de yardım
gelmez. Şu hâlde insan kimden yardım isteyeceğini
belirlerken dikkatli olmalı, her önüne gelenden yardım
istememelidir.
Her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan.
Hiç kimse içyüzünü iyi bilmediği, yeterince
incelemediği, hakkında bilgi sahibi olmadığı,
denemediği bir işi yapmaya kalkışmamalıdır. Yoksa
kendini tehlikeye, altından kalkamayacağı zararlı
sonuçlara atmış olabilir
Her Firavun`un bir Musa`sı olur.
Her zalimden toplumu kurtaracak, zalime yaptıklarının
hesabını soracak bir kurtarıcı mutlaka çıkacaktır.
Her inişin bir yokuşu vardır.
Hayatın akışında hiçbir durum olduğu gibi kalmaz.
Olumlu, olumsuzu, iyi, kötüyü, yükselme, alçalmayı;
başarı, başarısızlığı kovalar. Bunun tersi de
kaçınılmazdır. Bu bakımdan işleri bozulan,
başarısızlığa uğrayan kimse üzülmemeli; kötü durumunun
devamlı olmadığını bilmeli, umut var olmalıdır
Her işin başı sağlık.
İnsanın yapacağı her şey vücut sağlığına bağlıdır.
Sağlıklı olmayan kimse hiçbir iş yapamaz. Bir iş
yapamayan, başarılı olamayan kimse de yaşadığı
hayattan bir tat almaz; mutlu olamaz
Herkesin ettiği yoluna gelir.
Bir kimse başkasına nasıl davranıyorsa, başkaları da
ona öylece karşılık verirler. İyilik eden iyilik,
kötülük eden de kötülük görür.
Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez.
Herkes bir iş yapar ama istenildiği kadar güzel ve
kusursuz biçimde yapıp da ortaya çıkaramaz. Bunu
becerenlerin sayısı da bir hayli azdır
Herkes ne ederse kendine eder.
Kişi çevresine nasıl davranırsa, çevresi de ona benzer
şekilde davranır. İyilik eden iyilikle, kötülük eden
kötülükle karşılaşır. Kişi, muhatap olduğu
davranışların sorumlusudur.
Her şeyin bir vakti var, horoz bile vaktinde öter.
Bir işten olumlu sonuç bekleniyorsa zamanında
yapılmalıdır. Çünkü gerekli şartlar ve elverişli ortam
o zamandadır. Bu bakımdan bir işi zamanından evvel
yapmaya kalkışmak ne kadar zararlıysa, sonraya
bırakmak da o kadar zararlıdır. Bir işte acelecilik
kadar, geç kalmışlık da başarısızlığa neden olur
Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten.
Hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz. Kişi bir ekmek de
çalsa hırsız olur, yavaş yavaş da hırsızlığı meslek
edinir. Kahpelik de benzer şekilde oluşur. Bugün bir
öpücük verip de bunu önemsemeyen kız ya da kadın,
yarın sokaklara düşer. Dolayısıyla bir öpücük bir
namus kirletmeye ve kahpeliğe kapı aralamaya yeter.
Horozu çok olan köyde sabah geç olur.
Karışanı çok olan işlerden güç sonuç alınır. Çünkü her
kafadan bir ses çıkar, herkes başka bir yol seçer,
işin nasıl yapılacağı konusunda kesin karar verilemez.
Dolayısıyla böyle bir işi sonuca ulaştırmak da oldukça
güç olur.
Huylu huyundan vazgeçmez.
Doğuştan gelen özellikler kolay kolay değiştirilemez.
Bunun için ne kadar uğraşılsa boştur. Çünkü, o huy
biçimi, kişinin karakterinin ayrılmaz bir parçası
olmuştur. Bunun için onu kolay kolay söküp atamaz
ibadet de gizli, kabahat de.
Yüce Allah`ın buyruklarını yerine getirmek her insana
borçtur ve gösterişten uzaktır. Gerçek iman sahipleri
ibadetlerini başkaları görsün diye yapmazlar. Eğer
böyle yaparlarsa ibadetleri, ibadet olmaktan çıkar.
Benzer şekilde kabahat de başkalarına gösterilecek bir
şey değil, tam tersi utanılacak bir şeydir. Bu
bakımdan onu da açıktan açığa yapmak insana yakışmaz,
gizlenmeli ve örtülmelidir
İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
Hoşlanılmayan bir davranışın en küçüğünü,
başkalarından önce kendimizde deneyip etkiyi görmeli;
ondan sonra bunun daha büyüğünü başkalarına
uygulamanın ne denli uygun olup olmayacağına karar
vermeliyiz
İki at bir kazığa bağlanmaz.
Kendi başına buyruk, kimseden izin almaksızın dilediği
gibi davranan iki kişi, aynı iş üzerinde
görevlendirilip çalıştırılamaz. Her an aralarında
anlaşmazlığın çıkması, bunun da kavgaya dönüşmesi
kaçınılmazdır
İki baş bir kazanda kaynamaz.
Fikirleri, eğilimleri ve davranışları birbirinden
farklı olan iki kişi belli bir konuda, bir iş üzerinde
uyuşamazlar; görüş ayrılıkları yüzünden ortaya bir şey
çıkaramazlar
İki cambaz bir ipte oynamaz.
Kurnazlıkta eşit olan iki kimse bir iş üzerinde
birlikte çalışamazlar; birbirlerini aldatmak, saf dışı
bırakmak için uğraşırlar. Bunda ısrarlı olmaları, her
ikisini de daha tehlikeli bir duruma iter.
İki dinle (bin işit) bir söyle.
Haddinden fazla konuşmak, gereksiz ve yanlış sözlerin
ağızdan çıkmasına yol açar. Ayrıca konuşan kişiyi de
itici yapar. Bu bakımdan az konuşmalı, çok
dinlemelidir. Hem yerinde konuşabilmek için de
dinlemek şarttır. Çünkü söylenenler ancak bu şekilde
kavranır, çenesi düşüklükten de bu şekilde kurtulur
insan.
İki ölç, bir biç.
Hangi iş olursa olsun, bir işe kalkışmadan önce işin
ayrıntıları iyice düşünülmeli; boyutları gözden
geçirilmeli; nasıl başlanıp nasıl gelişeceği ve nasıl
sonuçlanacağı, ne alıp ne götüreceği dikkatle
hesaplanmalı ve daha sonra işe başlanmalıdır
İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde.
İnsan doğduğu andan itibaren sosyal bir hayatın içine
girer. Dolayısıyla herkes gibi o da yaşamak için
çabalamaya başlar. Ne var ki, yaşadığı hayat
şartlarının zorluğu, insanı doğduğu yerin dışına iter.
İnsan da istemeden geçimini temin ettiği yerde kalır,
orayı yurt edinir.
İnsan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur.
Kişi pek çok özelliğini doğuşuyla birlikte getirir.
Bunun yanı sıra, yedi yaşına kadar da çevresinden
etkilenerek kimi davranışlar kazanır ve bir huy
edinir. Edindiği bu huy ihtiyarlasa da kolay kolay
değişmez
İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.
Birinden bir şey isteyen biraz utanır ama isteği
yerine getirmeyen daha çok utanması gerekir. Darda
kalanın, ihtiyacı olanın, bir şeyi başkasından
istemesinde utanılacak bir yan yoktur.
İş insanın aynasıdır.
Bir kişi hakkında yargıya varmak, nasıl bir kişi
olduğunu öğrenmek mi istiyorsunuz? O hâlde onun
yaptığı işe bakınız. Çünkü yaptığı o iş, onun ne kadar
sorumlu, bilgili ve yetenekli olduğunu açığa çıkarır.
İşleyen demir ışıldar (pas tutmaz).
Durağan durumdan hareketli duruma geçmek ve çalışmak,
insandaki hantallığı, isteksizliği ve uyuşukluğu söküp
atar; onu canlı, yetenekli ve verimli kılar. Ruhen ve
bedenen güçlendirdiği gibi, maddî yönden de kazançlı
yapar.
İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.
Hilebaz, ahlâksız, başkalarına kötülük etmeyi kural
hâline getiren insanlar birbirlerini gayet iyi
tanırlar. Bu yüzden birbirlerini anlayışla karşılar,
birbirlerine rahatsızlık verip kötülük etmekten mümkün
olduğunca kaçınırlar.
İyilik et, denize at, balık bilmezse Hâlik bilir.
Yaptığın iyiliklerden karşılık bekleme; yaptığın
iyilik boşa çıksa da kıymeti bilinmese de sen iyilik
yapmaya devam et. Bunu Yüce Allah görür. Bu
davranışından ötürü seni bu dünyada olmasa bile öbür
dünyada mutlaka ödüllendirir. Hem
de kat kat fazlasıyla.
İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir.
Eğer Yüce Allah, kötü durumda olan birinin düzelip iyi
olmasını murat etmişse, türlü sebepler yaratarak ona
hiç ummadığı yerlerden yardım gönderir. Onun rahata
kavuşmasını sağlar
Kaçan balık büyük olur.
Çok önemsiz, çok küçük de olsa, her nedense elden
kaçırılan fırsat ah vah edilerek gözde büyütülür.
Kaçanın anası ağlamamış.
Karşı koyamayacağı bir tehlikeden ve saldırıdan kaçan
kişi kazançlı çıkar. Ayrıca yakınlarının üzülmesine
yol açacak bir olaya da fırsat vermemiş olur.
Kalaylı bakır küflenmez.
Saf, temiz, dürüst ve namuslu kimseye kimse kara
çalamaz; onun şahsiyetine kimse leke süremez
|