|
|
Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan.
Birlikte iş görmek, birlikte yolculuk etmek, birlikte
yaşamak isteyen karı-koca gibi insanlar arasında
öncelikle bir uyumun olması şarttır. Bu uyum da
karşılıklı saygı ve sevgi temeline dayanır. Tek
taraflı sevgi ve saygı uyumu sağlamaya yetmez, ortada
düzen diye bir şey kalmaz, kurulan beraberlikten de
hayır gelmez.
Deli deliden hoşlanır, imam ölüden.
Kişiler, her bakımdan (mevki, yaş, fikir, duygu,
eğitim v.b.) kendilerine benzeyen, uygun olan ya da
yarar yağlayabilecekleri kimse ve şeylerden hoşlanıp
onlara yaklaşırlar.
Deli ile çıkma yola, başına getirir (gelir türlü)
belâ.
Kavrayışı kıt, akılsız, aşırı davranışları olan
kimselerle ne işe girilir, ne de yolculuk edilir. Buna
kalkışan başına türlü dertler alır, çok zarar görür.
Deliye her gün bayram.
Aklı kıt, kavrayışı az, sorumluluk nedir bilmeyen,
hiçbir şeyi kendisine dert edinmeyen, istediği işi
yapıp istediği yerde dolaşan, ne kazanıp ne
kaybettiğinin farkında olmayan kişinin hâli tıpkı bir
delinin hâli gibidir. Onun için günlerin birbirinden
farkı yoktur, hemen her gününü bayram neşesi içinde
geçirir
Demir nemden, insan gamdan çürür (Duvarı nem, insanı
gam yıkar).
Bir demirin paslanıp niteliğini kaybetmesine nasıl nem
sebep oluyorsa bir insanın yıpranmasına, çöküntüye
uğramasına, için için erimesine, harap olmasına da
üzüntü, sıkıntı ve çeşitli dertler sebep olur. Bu
bakımdan insan her olur olmaz şeyi kendisine dert
edinmemelidir
Demir tavında dövülür.
Demirin istenilen biçime sokulabilmesi, çekiçle
dövülüp işlenebilmesi için önce ateşte ısınıp
kızarması, yumuşaması gereklidir. Bunun gibi her işin
yapılması, o işten iyi netice alınması için de en
uygun zamanı kollamak ve bundan yararlanmak gereklidir
Denize düşen yılana sarılır.
Son derece tehlikeli bir durumla karşı karşıya gelen,
çaresiz kalan, kurtuluş için bir çıkar yol bulamayan
kişi, bu kötü durumdan kurtulmak için her türlü yola
başvurur. Öyle ki, en tehlikeli şeylere bile sarılmaya
çalışır, onlardan yardım bekler. Çünkü hiçbir tutar
seçeneği kalmamıştır
Derdini söylemeyen derman bulamaz.
Her derdin, müşkülün, güç ve sıkıntının altından
insanın tek başına kalkması mümkün değildir. Böyle
kötü bir durumda bulunan kişi, içinde bulunduğu bu
durumu kendisine yardımı dokunacak kimselere,
yakınlarına açmalıdır. Derdine ancak bu şekilde çare
bulabilir, sıkıntılarından kurtulup rahatlayabilir
Dertsiz baş (kul) olmaz.
Hemen herkesin az veya çok bir derdi vardır. Dertsiz
insanın düşünülmesi mümkün değildir. İnsan bunu
bilmeli ve karamsarlığa kapılmadan dertlerini
azaltmaya çalışmalıdır
Dervişin fikri ne ise, zikri de odur.
Bir insan ne düşünüyor, gönlünden ne geçiriyorsa, bunu
hareket ve sözleriyle belli eder; açığa vurur. Devamlı
kafasında ve gönlünde taşıdıklarının gündemde
kalmasını ister.
Devletin malı deniz, yemeyen domuz.
Kimi vatan haini, rüşvetçi, menfaatçi kimseler
soygunculuğu kural edinmişlerdir. Bunlara göre
devletin malı çalıp çırpmakla, yemekle tükenmez; bir
yolunu bulup da bu maldan aşırıp yararlanmayandan daha
budala kim olabilir.
Dinsizin hakkından imansız gelir.
Acımasız, kötü, insafsız ve ahlâksız bir kişinin
hakkından ancak ondan daha kötü bir kişi gelebilir.
Doğmadık çocuğa kaftan (don) biçilmez.
Daha ihtimal dahilinde olan, henüz ne olacağı belli
olmayan, ele geçmeyen, ortaya çıkmayan bir şey için
önceden hazırlık yapmak ve kesin karar vermek doğru
değildir. Çünkü beklediğimizin aksine bir durumla
karşılaşıp zarar görebiliriz
Doğru söz (ağıdan) acıdır.
Kimi insanlara (özellikle yalancı, çıkarcı, ahlâkı
bozuk) kusurlarını, yanlışlarını, düzensizliklerini,
yolsuzluklarını ortaya çıkaran sözleri yüzüne karşı
söylemek çok acı gelir. Çünkü çoklukla bu tür insanlar
ya açıklarının ortaya çıkmasını istemezler ya da doğru
sandıkları hareketlerinin yanlış olduğunu kabul
etmezler.
Dost ile ye, iç; alış veriş etme.
Her türlü alış verişin temelinde çıkar yatar.
Dolayısıyla çıkarların çatıştığı yerde tatsızlıkların
baş göstermesi, giderek de dostluğu bozması mümkündür.
O hâlde dostluklarını sürdürmek isteyen kimseler
birbirleriyle alışveriş yaparken ya çok dikkatli
olmalı, ya da alışveriş yapmaktan mümkün olduğunca
kaçınmalıdırlar
Dünya malı dünyada kalır.
Mal, varlık, servet, insanın hoşuna gidecek durum ve
şartların bütünü bu dünya içindir. İnsan bunların
hiçbirini öldükten sonra öbür dünyaya götürecek güçte
değildir. Öbür dünyaya götüreceği ise iyilik ya da
kötülükleridir. Bu bakımdan dünya malına fazla tamah
etmemeli, kendisini sıkıntıya sokmamalı, gerek kendisi
ve gerekse başkaları için malını harcamaktan
kaçınmamalıdır
Düşenin dostu olmaz, hele bir yol düş de gör.
Zenginliğini, makamını, itibarını kaybeden ve bir
felâketle karşılaşan kişinin etrafında kimse kalmaz;
iyi, güzel ve mutlu günlerin dostları birer birer
kaybolur; çünkü çıkar sağladıkları kaynak kurumuştur.
Bunun böyle olduğunu ise, ancak bu duruma düşen bilir.
Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane.
Her canlı gibi insan da yaşar ve ölür. Her insanın da
Yüce Allah tarafından takdir edilmiş bir ömrü vardır.
İnsan bunu ne uzatabilir ne de kısaltabilir. Ecel
saati gelen kimse bir nedenle ölür. Ancak ölüm nedeni
olarak gösterilen hastalık, kaza gibi bir şeyler
aslında bir bahanedir. Asıl neden kişinin kendisine
takdir edilen yaşam süresinin dolmasıdır
Eceli gelen köpek cami duvarına işer.
Tutum ve davranışlarıyla herkesin nefretini kazanmış,
büyük bir cezayı hak etmiş ve çaresiz kalmış kimse,
şaşkınlığa düşer; sanki hak ettiği cezanın biran önce
uygulanmasını ister gibi daha büyük suçlar işler;
kendisini yargılayacak kimselere çatar, onları
kötüler, öfkelerini üzerine çeker. Bütün bu
hareketleri onu kötü bir sona ulaştırır
Eden bulur, inleyen ölür.
Bir durumun nasıl sonuçlanacağı olayın gidişatından
bellidir. Birilerine kötülük yapmayı kural edinenler,
yaptıkları kötülüğün cezasını eninde sonunda görürler;
bu dünyada olmasa bile öbür dünyada. Öte yandan
inlemekten kurtulamayan ağır hasta da ölür.
Eğilen baş kesilmez.
Bize teslim olan, hatasını anlayıp af dileyen, bize
sığınan kişi bağışlanmalıdır. Bu davranış Türk-İslâm
geleneğinin önemli bir kuralıdır.
Eğri otur, doğru söyle.
Yalnızca seni ilgilendiren konularda özgür
sayılabilirsin, sana kimse karışamaz; istediğin gibi
yer, içer, giyinir ve oturursun. Ancak toplumu
ilgilendiren konularda doğru konuşmalı, yalandan
kaçınmalısın; eğer çıkar kaygısı ile yalan söyler,
doğruyu eğri diye gösterirsen toplumu ayakta tutan
güven duygusunu sarsmış olursun
Ekmeden biçilmez.
1. Verim alınmak isteniyorsa mutlaka emek ve çaba
harcanmalı; para yatırılmalıdır. 2. Birine iyilik
yapıp fedakârlık göster ki, benzer şekilde karşılığını
alabilesin
Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını.
Bir işten sağlıklı bir sonuç almak istiyorsan onu
sağlam temel üzerine oturt. Nitelikli tohumdan güzel
ve bol ürün alındığı bilinen bir şey. Bunun gibi
nitelikli insan, nitelikli araç ve gereçle iyi iş
yapılır; olumlu sonuç alınır
Elçiye zeval olmaz.
İki taraf arasında uzlaşma sağlanması, bir işin
bitirilmesi için birinin yanına söz götürmekle görevli
kimse, götürdüğü sözler ne kadar kötü de olsa, bu
sözlerden sorumlu tutulamaz. Çünkü o sözleri söyleyen
değil sadece iletendir. Bu bakımdan cezalandırılamaz.
El elin eşeğini türkü çağırarak arar.
Hiç kimse, başkasının içine düştüğü derdi tam
anlamıyla kavrayamaz. Çünkü üzücü olaylar sadece
ilgili kimseleri kederlendirir, onlara acı verir. Bu
bakımdan birinin derdine çare bulacak kimseler olayla
ne kadar ilgilenseler de keyiflerini bozmazlar,
derinden acı duyarak işe girişmezler, acele etmezler.
El ile gelen düğün bayram.
Bir topluluğun hep birlikte uğradığı bir sıkıntıya
yakınmasız katlanılır; çünkü insanın sadece kendisi
değil, herkesin sıkıntı içinde olduğu düşünülür.
El mi yaman, bey mi?
Baştakiler ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler,
asıl güç halktadır; halk yöneticilerden her zaman ağır
basar.
El yarası onulur (geçer, iyi olur) dil yarası
onulmaz (iyi olmaz).
Silâh, bıçak, taş ve sopa ile açılan yara çabuk iyi
olur. Ama acı sözlerin gönülde açtığı yara kolay kolay
iyi olmaz. Çünkü hatırlandığı her an acı tazelenir ve
kişiyi üzer
Emek olmadan yemek olmaz.
Özenle ve çok çalışmadan bir şey kazanıp meydana
getiremeyiz. Yiyip içmek, harcamak ve kısacası
yaşayabilmek için haksız bir yolla değil, alın teri
dökerek kazanmamız şarttır.
Er olan ekmeğini taştan çıkarır.
Çalışkan, namuslu, gücüne ve kendine güvenen kişi aç
kalmaz; başkasına muhtaç olmamak için en zor işlerde
bile çalışır, her zorluğa katlanır, rızkını arayıp
bulur
Esirgenen göze çöp batar.
Titizlikle korunmak istenen, üzerine fazla düşülüp
titrenen şeye çoklukla bir zarar gelir. Bunu önlemek
insanın elinde değildir. Bu bakımdan bir şey üzerinde
gereğinden fazla, aşırı ölçüde durulup titrememelidir
Eşeğe altın semer vursalar, eşek yine eşektir.
Hiçbir yeteneği, bilgisi olmayan, kavrayıştan ve
faziletten yoksun kimse, hangi mevkiye geçerse geçsin,
ne kadar yetki ve mal sahibi olursa olsun değerli ve
saygın kılınamaz. Kısa zaman içinde gerçek kişiliğini,
bayağı ve kötü olduğunu tavır ve davranışlarıyla belli
eden bu gibi kimselerin aslını kimi unsurlarla
değiştirmek mümkün değildir
Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun, kimi
kısa der.
Kimi işlerimiz vardır ki onları yalnız yapmamız daha
uygundur. Eğer ona buna açar, şundan bundan fikir
almaya çalışırsak her kafadan bir ses çıkar; birbirine
ters öneriler kafamızı karıştırır, işin içinden
çıkmamız da güçleşir.
Etle tırnak arasına girilmez.
Ortaya çıkan aile anlaşmazlıklarında bir yanı tutmak
doğru değildir. Karı-koca, ana-baba ile evlâtlar
birbirine çok yakın insanlardır. Bunlar kimi zaman
birbirlerine darılıp küsebilirler, ancak bu durum
gelip geçicidir. Bunu fırsat bilip onların aralarını
açmaya çalışmak yanlış, yanlış olduğu kadar da
faydasız bir davranıştır
Evdeki hesap çarşıya uymaz.
Bir iş, bir sorun hakkında önceden yapılan tasarılar,
hesaplar ve plânların çoklukla hayat gerçeklerine
aykırı düştüğünü uygulamada açıkça görürüz. Bu sebeple
geleceğe dönük hesaplarımızda bu gerçeği daima göz
önünde bulundurmalıyız.
Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet.
Mutluluk havası ancak düzenli, temiz, güzel ve
ekonomik açıdan rahat bir evde eser. Bunu sağlayan da
kadındır. Eğer kadın becerikli, tertipli ve nazik
değilse, yuva yaşanılır bir yer olmaktan çıkar. Benzer
bir şekilde, içinde yaşanılan yurdu şen eden de
devlettir. Eğer devletin başında bulunanlar
beceriksiz, zalim, hain ve kendi çıkarlarını düşünen
insanlarsa, bunların ülke insanını mutlu etmesi
düşünülemez.
Evli evinde, köylü köyünde gerek.
Yaşanan sosyal hayat bir düzeni kurarken, kişilere de
toplumda uygun bir yer, bir iş göstermiştir.
Dolayısıyla herkes buna uymalı; hem kendinin, hem de
toplumun rahatını ve düzenini bu şekilde sağlamayı
görev bilmelidir. Aksine bir hareket huzursuzluğa ve
kargaşalığa yol açar
Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
İnsanın kusur ve eksiği, ahlâkî yönü varlıkla
belirlenemez. Bu bakımdan yoksul olması, geçimini
sağlamakta güçlük çekmesi utanılacak bir durum
değildir. Asıl utanılacak durum ve davranış, gücü
varken tembellik edip çalışmamak ve yoksul düşmektir
|